Silahla Tehdit ve Genel Güvenliğin Tehlikeye Sokulması Suçu
- Av. Enes Çetinkaya

- 5 Şub
- 2 dakikada okunur

Ceza hukuku uygulamasında ateşli silah kullanımı içeren olaylar, çoğu zaman tek bir fiilin birden fazla suç tipine temas etmesine neden olmaktadır. Özellikle silahla tehdit suçu ile genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu, gerek kolluk gerek yargılama aşamasında sıklıkla birbirine karıştırılmakta; bu durum hatalı suç vasfı tespitlerine yol açabilmektedir.
Silahla tehdit suçunda esasen bireyin korunması amaçlanır. Bu suçta önemli olan, failin belirli bir kişiye yönelerek onu korkutması, sindirmesi veya baskı altına almasıdır. Tehdit fiilinin silahla işlenmesi, suçun nitelikli hâlini oluşturur. Silahın mağdura doğrultulması zorunlu değildir; korkutma amacıyla kullanılması yeterlidir. Uygulamada en sık karşılaşılan örneklerden biri olan havaya ateş etme fiili de bu kapsamda değerlendirilebilmektedir.
Yargıtay bu konuda açık bir tutum sergilemektedir. Nitekim bir kararında şu ifadeler yer almaktadır:
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E.2013/40186, K.2015/27430, T.21.04.2015 - “Sanığın, müştekiyi korkutmak amacıyla havaya ateş etmesi şeklinde gerçekleşen eylemin silahla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçundan hüküm kurulması isabetsizdir.”
Bu karardan da anlaşılacağı üzere, silahın kullanılış biçiminden ziyade, kime karşı ve hangi amaçla kullanıldığı belirleyici kabul edilmektedir. Mağdurun belirli olduğu ve eylemin onun üzerinde korku yaratmaya elverişli bulunduğu hâllerde, silahla tehdit suçunun oluştuğu kabul edilmektedir.
Buna karşılık genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu, bireysel bir menfaati değil, toplumsal güvenliği korumayı amaçlar. Bu suçta failin eylemi belirli bir kişiye yönelmiş değildir; belirsiz sayıda insanın hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlike doğurması söz konusudur. Silahla ateş etme fiili burada, bir korkutma aracı olmaktan ziyade, toplum için tehlike yaratan bir davranış niteliği taşır. Yargıtay bu ayrımı şu şekilde ifade etmektedir:
Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E.2018/465, K.2018/2028, T.26.02.2018 - “Belirli bir kişiyi hedef almayan, toplumda korku ve panik yaratmaya elverişli şekilde silahla ateş edilmesi eylemi, TCK’nın 170/1-c maddesinde düzenlenen genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçunu oluşturur.”
Görüldüğü üzere, burada suçun merkezinde mağdur değil, toplum bulunmaktadır. Kalabalık bir yerde, kimse hedef alınmaksızın yapılan ateş etme fiilleri bu kapsamda değerlendirilir.
Uygulamada en çok tartışılan hususlardan biri de, tek bir fiilin hem silahla tehdit hem de genel güvenliğin tehlikeye sokulması suçunun unsurlarını birlikte taşımasıdır. Örneğin fail, bir kişiyi korkutmak amacıyla ateş etmiş; ancak aynı zamanda çevrede bulunan diğer kişiler açısından da ciddi bir tehlike yaratmış olabilir. Bu durumda ceza hukuku açısından mükerrer cezalandırmanın önüne geçmek amacıyla fikri içtima hükümleri devreye girer. Yargıtay, bu tür olaylarda açıkça TCK m.44’ün uygulanması gerektiğini belirtmektedir:
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E.2019/4538, K.2021/27547, T.24.11.2021 - “Sanığın, mağduru korkutmak amacıyla ateş etmesi eylemi aynı zamanda genel güvenliği tehlikeye soksa dahi, TCK’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren suçtan hüküm kurulması gerekir.”
Bu yaklaşım doğrultusunda, aynı fiil nedeniyle hem silahla tehdit hem de genel güvenlik suçundan ayrı ayrı mahkûmiyet kurulması hukuka aykırı kabul edilmektedir.
Tüm bu açıklamalar ışığında, iki suç arasındaki ayrımın şekli unsurlara değil, failin kastına ve eylemin yöneldiği hedefe dayandığı açıkça görülmektedir. Sonuç olarak, silahla tehdit ve genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçları arasındaki sınır, silahın varlığıyla değil; kime karşı, hangi amaçla ve hangi sonuçları doğuracak şekilde kullanıldığıyla çizilmektedir. Bu sınırın doğru tespiti, hem adil yargılama hem de ceza adaletinin sağlanması bakımından belirleyicidir.
Av. Enes ÇETİNKAYA



Yorumlar