İş Kazasında Cezai Sorumluluk Yalnızca İşverene Ait Değildir

Güncelleme tarihi: 11 Eyl
Bir iş kazasının ardından açılan tazminat davası çoğu zaman gündemin merkezinde yer alır; oysa aynı olay hakkında yürüyen ceza soruşturması, muhatapları bakımından çok daha ağır sonuçlar doğurabilir. İş kazasında cezai sorumluluk, işverenle sınırlı olmayan, saha yöneticisinden iş güvenliği uzmanına kadar uzanan bir halkayı kapsar ve herkesin cezası kendi kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. Bu yazımızda, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin güncel kararları ışığında sorumluluğun nasıl dağıtıldığını ve bilirkişi kusur oranının ceza yargılamasındaki gerçek işlevini değerlendireceğiz.
Taksirle Öldürme ve Yaralama
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 85. maddesi uyarınca taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiil birden fazla kişinin ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümüyle birlikte yaralanmasına neden olmuşsa ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapistir. Birinci fıkra kapsamındaki fiillerde asliye ceza mahkemesi, ikinci fıkra kapsamındakilerde ağır ceza mahkemesi görevlidir. Yaralanmayla sonuçlanan kazalar ise Kanun'un 89. maddesinde düzenlenmiştir.
Ölümle sonuçlanan iş kazalarında suç şikâyete tabi değildir; soruşturma kendiliğinden başlar ve mağdur yakınlarının şikâyetten vazgeçmesi davayı düşürmez. Bu suç uzlaştırma kapsamında da bulunmamaktadır.
Bilinçli Taksir ve Cezanın Ağırlaşması
Taksirin niteliği cezayı doğrudan etkiler. Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi hâlinde bilinçli taksir söz konusudur ve ceza üçte birden yarısına kadar artırılır. İş kazalarında bu ayrım, tehlikenin daha önce tespit edilip edilmediği, uyarı yapılıp yapılmadığı ve buna rağmen çalışmanın sürdürülüp sürdürülmediği üzerinden kurulur.
İş Kazasında Cezai Sorumluluk Kime Aittir
Kanun'un 22. maddesinin beşinci fıkrası konunun anahtarıdır: birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur ve her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir. İş kazalarında bu hüküm, sorumluluğun işveren, işveren vekili, saha yöneticisi, iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve kimi hâllerde işçinin kendisi arasında paylaştırılması sonucunu doğurur.
Sorumluluğun kaynağı 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'dur. Kanunun 4. maddesi işverene mesleki riskleri önleme, risk değerlendirmesi yapma ve gerekli her türlü önlemi alma yükümlülüğü getirir. 8. maddesi ise iş güvenliği uzmanı ile işyeri hekiminin görev ve yükümlülüklerini düzenler; tespit ettikleri hususları işverene yazılı olarak bildirme ödevi bu maddenin merkezinde yer alır.
İş Güvenliği Uzmanının Sorumluluğunun Sınırı
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, uzmanın sorumluluğunu ağırlıklı olarak bildirim ödevinin yerine getirilip getirilmediği ekseninde değerlendirmektedir.
Dairenin 13.12.2022 tarihli, 2020/9319 Esas ve 2022/9944 Karar sayılı kararında, mobilya işyerindeki istifleme eksikliğinin onaylı deftere kaydedilerek işverene bildirildiği tespit edilmiş ve uzman hakkındaki mahkûmiyet hükmü bozulmuştur. Benzer biçimde 02.10.2018 tarihli, 2017/392 Esas ve 2018/9085 Karar sayılı kararda, risk analizinde tehlikelerin somut biçimde gösterilmiş olması karşısında uzmanın kusursuz sayılarak beraatine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. 24.10.2023 tarihli, 2020/4904 Esas ve 2023/4294 Karar sayılı kararda ise uzmanın yazılı uyarıları, işverenin tehlikeden haberdar olduğunun delili sayılmıştır.
Buna karşılık kayıt tutulmuş olması tek başına yeterli değildir; kaydın kazaya yol açan tehlikeyi zamanında ve açık biçimde içermesi aranır. Nitekim 25.11.2020 tarihli, 2018/1129 Esas ve 2020/6401 Karar sayılı kararda, inşaat şantiyesinde kısmi zamanlı görev yapan uzmanlar bakımından mahkûmiyet sonucuna varılmıştır.
Yönetici Kademesinde Bilinçli Taksir
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 01.12.2025 tarihli, 2025/1493 Esas ve 2025/8437 Karar sayılı kararı, sorumluluğun yönetim kademesine nasıl yayıldığını göstermesi bakımından dikkat çekicidir.
Karara konu olayda bir rafineride nafta tankında bakım sonrası yürütülen ateşli çalışma sırasında meydana gelen patlamada dört işçi hayatını kaybetmiş, iki kişi yaralanmıştır. Şantiye müdürü, usta başı, bakım başmühendisi, işletme mühendisi, emniyet uzmanı ve teknik kontrol mühendisi hakkında kamu davası açılmıştır. Daire; ekipman kapatma sertifikasının saha kontrolü yapılmaksızın düzenlendiğini, nefeslik kontrollerinin gerçekleştirilmediğini ve tankta sızıntı bulunmasına rağmen çalışmanın sürdürüldüğünü tespit ederek olayda basit taksirin değil bilinçli taksirin bulunduğu sonucuna varmış ve hükmü bozmuştur.
Kusur Oranı Cezayı Otomatik Belirlemez
Uygulamada en sık düşülen yanılgı, bilirkişi raporundaki yüzdelik kusur oranının cezayı doğrudan belirlediği düşüncesidir. Oysa ceza sorumluluğu şahsidir; bilirkişinin takdir ettiği oran, hâkimi bağlayan otomatik bir ceza ölçütü değildir. Kanun'un 22. maddesinin dördüncü fıkrası cezanın failin kusuruna göre belirleneceğini söylerken, kusurun hukuki değerlendirmesini hâkime bırakır. Bilirkişi raporu bir delildir; failin görev alanı, neticenin öngörülebilirliği ve nedensellik bağı ayrıca tartışılmalıdır.
Aynı ayrım ceza ve tazminat dosyaları arasında da geçerlidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 74. maddesi uyarınca hukuk hâkimi, ceza hâkiminin kusur değerlendirmesiyle ve beraat kararıyla bağlı değildir. Bununla birlikte kesinleşmiş ceza kararındaki maddi vakıa tespitleri hukuk yargılamasında gözetilir. Ceza dosyasından beraat eden bir işverenin tazminat davasında sorumlu tutulabilmesi bu nedenle mümkündür.
Uşak Adliyesi bünyesinde dört ağır ceza ve dokuz asliye ceza mahkemesi bulunmaktadır; ölümlü bir iş kazasında dosyanın hangi mahkemede görüleceği, 85. maddenin hangi fıkrasının uygulandığına bağlıdır. İstinaf incelemesi Denizli Bölge Adliye Mahkemesinde yapılır.
Sonuç
İş kazasında cezai sorumluluk, tek bir kişiye yöneltilen bir suçlama değil, görev alanlarına göre paylaştırılan bir değerlendirmedir. Yargıtay'ın güncel kararları bu paylaştırmada iki ölçütü öne çıkarmaktadır: ilgilinin kendi görev alanındaki yükümlülüğü yerine getirip getirmediği ve tehlikenin önceden bilinip bilinmediği. Soruşturmanın başladığı andan itibaren onaylı defter kayıtlarının, risk değerlendirmesi raporlarının, eğitim belgelerinin ve yazılı uyarıların eksiksiz biçimde derlenmesi, hem savunmanın hem de katılma talebinin temelini oluşturur. Her olayın teknik koşulları kendine özgü olduğundan, genel değerlendirmelerle yetinilmemesi ve alanında uzman bir avukata danışılması yerinde olacaktır.
Av. Enes Çetinkaya



Yorumlar