Çevrenin Kirletilmesi Suçunda Beraat Para Cezasını Kaldırmaz

Güncelleme tarihi: 11 Eyl
Bir üretim tesisinde yapılan çevre denetiminin ardından işletmeci çoğu zaman iki ayrı süreçle aynı anda karşılaşır: bir yandan valilik veya belediye tarafından kesilen idari para cezası, diğer yandan Cumhuriyet başsavcılığınca başlatılan ceza soruşturması. Bu iki yol birbirinden bağımsız işler ve farklı mahkemelerde, farklı sürelerle yürür. Çevrenin kirletilmesi suçu ile 2872 sayılı Çevre Kanunu'ndaki idari yaptırımların ayrımını bilmemek, işletmeler bakımından en sık yaşanan hak kaybı sebebidir. Bu yazımızda her iki rejimi ve Danıştay'ın idari para cezalarını iptal ederken kullandığı ölçütleri değerlendireceğiz.
İki Ayrı Yaptırım Rejimi
Aynı fiil, hem 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamında suç hem de 2872 sayılı Çevre Kanunu kapsamında kabahat oluşturabilir. İdari para cezasının kesilmiş olması ceza soruşturmasını engellemediği gibi, ceza dosyasından beraat edilmesi de idari para cezasını kendiliğinden ortadan kaldırmaz. İki süreç ayrı ayrı takip edilmelidir.
Çevrenin Kirletilmesi Suçunun Unsurları
Türk Ceza Kanunu'nun 181. maddesi, atık veya artıkları teknik usullere aykırı olarak toprağa, suya ya da havaya kasten veren kişiyi altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırır. Atığın izinsiz olarak ülkeye sokulması hâlinde ceza bir yıldan üç yıla kadar hapistir. Kirlenmenin kalıcı etki göstermesi durumunda ceza iki katı oranında artırılır; fiilin insan sağlığı bakımından ağır sonuçlar doğurması hâlinde ise beş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Maddenin beşinci fıkrası uyarınca bu fiillerden dolayı tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirlerine başvurulabilir.
Aynı fiilin taksirle işlenmesi 182. maddede düzenlenmiştir; bu hâlde kural olarak adli para cezası uygulanır, kalıcı etki söz konusuysa iki aydan bir yıla kadar hapis cezası gündeme gelir.
Suç, tehlike suçu niteliğindedir; somut bir zararın gerçekleşmesi aranmaz, atığın çevreye zarar verme ihtimali yeterlidir. Buna karşılık teknik usullere aykırılık unsuru titizlikle araştırılmalıdır: emisyon veya deşarj sınır değerlerinin aşılıp aşılmadığı bilimsel yöntemlerle tespit edilmeli ve dosyada usulüne uygun bir bilirkişi raporu bulunmalıdır. Uygulamada beraat kararlarının önemli bir bölümü bu noktadaki eksikliğe dayanır.
Usul bakımından suç şikâyete tabi değildir ve uzlaştırma kapsamında bulunmaz; soruşturma resen yürütülür. Görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
İdari Para Cezası ve İptal Davası
İdari yaptırımların dayanağı 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 20. maddesidir. Burada kritik olan nokta, itiraz usulünün Kabahatler Kanunu'ndaki genel kuraldan ayrılmasıdır: Çevre Kanunu'nun 25. maddesi özel bir düzenleme getirerek görevli mahkemeyi idare mahkemesi olarak belirlemiş ve dava açma süresini tebliğden itibaren otuz gün olarak öngörmüştür. Kabahatler Kanunu'nun sulh ceza hâkimliğine başvuruyu esas alan genel kuralına dayanarak yanlış mercie başvurulması, süre kaybına ve cezanın kesinleşmesine yol açar.
Dava açılması cezanın tahsilini kendiliğinden durdurmaz; yürütmenin durdurulması ayrıca talep edilmelidir.
Tekerrür de ayrı bir tartışma alanıdır. Aynı fiilin tekrarlanması hâlinde ceza artırılmakla birlikte, artırımın uygulanabilmesi için yeni fiilin önceki yaptırım kararının tebliğinden sonra işlenmiş olması aranır. Tebligattan önceki dönemde gerçekleşen fiiller bakımından tekerrür hükmünün uygulanması, iptal sebebi oluşturur. Bu nedenle tekerrür uygulanan cezalarda önceki kararın tebliğ tarihi mutlaka denetlenmelidir.
Danıştay'ın İptal Ölçütleri
Fiili Kimin İşlediği Somut Olarak Tespit Edilmelidir
Danıştay 14. Dairesi'nin 13.03.2019 tarihli, 2017/79 Esas ve 2019/1945 Karar sayılı kararına konu olayda, bir tesisin bulunduğu bölgede dereye açıktan atık su verildiği tespit edilmiş ve şirkete idari para cezası kesilmiştir. Ancak denetim tutanağında deşarjın bizzat davacı şirket tarafından yapıldığına dair somut bir tespit yer almamaktadır.
Daire, cezaların şahsiliği ilkesi uyarınca idari para cezasının ancak alıcı ortama atık boşaltan, bu fiili bizzat işleyen gerçek veya tüzel kişiye uygulanabileceğini belirterek kararı bozmuştur. Bu ölçüt, ortak altyapı veya ortak deşarj hattı kullanılan organize sanayi bölgelerinde özellikle önem taşır.
Öngörülemeyen Tehlikelilik Cezalandırılamaz
Danıştay 6. Dairesi'nin 28.06.2022 tarihli, 2022/70 Esas ve 2022/7536 Karar sayılı kararında ise, hafriyat döküm sahasına kabul edilen atığın laboratuvar analizi sonucunda tehlikeli olduğunun anlaşıldığı bir olay ele alınmıştır.
Daire, işletmecinin gözlemsel bir incelemeyle atığın tehlikeli niteliğini anlamasının beklenemeyeceğini kabul ederek idari para cezasının iptaline ilişkin kararı onamıştır. Karar, kusurun ve öngörülebilirliğin idari yaptırımlarda da gözetilmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından önemlidir.
Danıştay içtihadında iptal sonucunu doğuran diğer başlıca eksiklikler; denetim tutanağında yaptırıma esas alınacak bilgilerin bulunmaması, cezanın hangi fıkra uyarınca verildiğinin açıkça gösterilmemesi, analiz raporunun ilgiliye tebliğ edilmemesi ve ceza vermeye yetkili merci bakımından usulüne uygun bir yetki devrinin bulunmamasıdır.
Uşak Bakımından Usul
Uşak, üç organize sanayi bölgesi ve yoğun geri dönüşüm faaliyetiyle bu denetimlerin sık yapıldığı illerden biridir. Tekstil Organize Sanayi Bölgesi'nde 340, Deri (Karma) Organize Sanayi Bölgesi'nde 283 firma faaliyet göstermekte; deri işleme ve iplik geri dönüşümü gibi süreçler atık su ve atık yönetimi bakımından özel yükümlülükler doğurmaktadır.
İdari para cezalarına karşı açılacak iptal davaları Uşak İdare Mahkemesinde görülür; ceza yargılaması ise Uşak Adliyesi bünyesindeki asliye ceza mahkemelerinde yürütülür ve istinaf incelemesi Denizli Bölge Adliye Mahkemesinde yapılır. İki dosyanın farklı yargı kollarında ilerlemesi, savunmanın baştan bütüncül biçimde kurgulanmasını gerektirir.
Sonuç
Çevrenin kirletilmesi suçu ile idari para cezası, aynı denetimden doğsalar dahi ayrı hukuki rejimlere tabidir ve birinde alınan sonuç diğerini kendiliğinden belirlemez. İşletmeler bakımından belirleyici olan üç husus öne çıkmaktadır: idari para cezasına karşı otuz günlük süre içinde ve doğru mercie başvurulması, denetim tutanağı ile analiz raporlarının usulüne uygunluğunun denetlenmesi ve teknik usullere aykırılığın gerçekten ortaya konulup konulmadığının tartışılması. Denetim tutanağının imzalandığı andan itibaren tüm belgelerin muhafaza edilmesi, her iki dosyada da savunmanın temelini oluşturur. Her olayın teknik koşulları kendine özgü olduğundan, genel değerlendirmelerle yetinilmemesi ve alanında uzman bir avukata danışılması yerinde olacaktır.
Av. Enes Çetinkaya



Yorumlar