Çocuk Yatılı Görüşmek İstemiyorsa Mahkeme Ne Yapar?
- Av. Enes Çetinkaya

- 14 Mar
- 3 dakikada okunur

Boşanma veya velayet davalarında en çok karşılaşılan konulardan biri, velayeti kendisinde olmayan ebeveyn ile çocuk arasında kurulacak kişisel ilişkinin kapsamıdır. Özellikle bazı durumlarda çocuk, ebeveyniyle görüşmek istemediğini ya da görüşse bile yatılı kalmak istemediğini ifade edebilir. Bu noktada akla gelen temel soru şudur: Çocuk yatılı görüşmek istemiyorsa mahkeme bu isteği dikkate almak zorunda mıdır?
Aile hukukunda bu sorunun yanıtı tek bir kurala indirgenmez. Ancak hem mevzuat hem de yüksek yargı içtihatları, değerlendirme yapılırken temel ölçütün çocuğun üstün yararı olduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu ilke yalnızca Türk hukukunun değil, uluslararası çocuk hakları düzenlemelerinin de merkezinde yer alır. Nitekim Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Avrupa düzeyindeki çocuk hakları düzenlemeleri, belirli bir olgunluk seviyesine ulaşmış çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerinin alınmasını ve bu görüşlere gereken önemin verilmesini öngörmektedir:
Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 12/1:
"Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar."
Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi 3:
"Yeterli idrake sahip olduğu iç hukuk tarafından kabul edilen bir çocuğa, bir adli merci
önündeki, kendisini ilgilendiren davalarda, yararlanmayı bizzat da talep edebileceği aşağıda sayılan haklar verilir : a) ilgili tüm bilgileri almak; b) kendisine danışılmak ve kendi görüşünü ifade etmek; c) görüşlerinin uygulanmasının olası sonuçlarından ve her tür kararın olası sonuçlarından bilgilendirilmek."
Türk yargı uygulamasında bu olgunluk seviyesi genellikle “idrak çağı” kavramı ile ifade edilir. İdrak çağındaki bir çocuk, kişisel ilişki düzenlemesini doğrudan etkileyen konularda görüş bildirebilecek ve bu görüşleri anlamlı şekilde değerlendirilmesi gereken bir konumda kabul edilir. Bu nedenle mahkemeler, kişisel ilişki düzenlerken yalnızca ebeveynlerin taleplerine değil, aynı zamanda çocuğun beyanına da önem verir.
Uygulamada çoğu zaman mahkeme, çocuğun psikolojik ve sosyal durumunun değerlendirilmesi amacıyla sosyal inceleme raporu hazırlanmasını ister. Bu raporlar psikolog, pedagog veya sosyal hizmet uzmanları tarafından düzenlenir ve çocuğun ebeveynleriyle ilişkisi, duygusal durumu ve gelişimsel ihtiyaçları hakkında değerlendirmeler içerir. Ancak bazı durumlarda çocuğun beyanı ile sosyal inceleme raporunun önerileri örtüşmeyebilir. Örneğin çocuk yatılı kalmak istemediğini ifade ederken, raporda yatılı görüşmenin çocuk ile ebeveyn arasındaki bağın güçlenmesi açısından faydalı olabileceği belirtilmiş olabilir.
Yargıtay kararlarına bakıldığında, böyle bir çelişki ortaya çıktığında çoğu durumda idrak çağındaki çocuğun açık ve tutarlı beyanına önemli bir ağırlık verildiği görülmektedir. Yüksek yargı, çocuğun istemediği bir ilişki biçimine zorlanmasının onun psikolojik gelişimini olumsuz etkileyebileceğini ve bu durumun çocuğun üstün yararı ile bağdaşmayabileceğini vurgulamaktadır. Özellikle çocuğun yatılı görüşmeye karşı kararlı bir tutum sergilediği durumlarda, kişisel ilişkinin yatısız şekilde düzenlenmesi gerektiği yönünde kararlar bulunmaktadır:
Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2019/6697, K. 2020/3924, T. 21.09.2020:
"Tarafların ortak çocuğu olan ... 14.10.2004 doğumlu olup idrak çağındadır. Ortak çocuk, babası ile kişisel ilişki kurulurken yatılı olarak kalmak istemediğini belirtmiştir. O halde, idrak çağındaki çocuğun beyanı nazara alınarak çocukla baba arasında yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir."
Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/3538, K. 2024/5160, T. 02.07.2024:
"... çocuğun yaşı itibariyle idrak çağında olduğu ve tercihlerinin dikkate alınması gerektiği değerlendirilerek ortak çocuk Yusuf ile ile davacı anne arasında yatılı olmaksızın kişisel ilişki kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru bulunmamış ve bozmayı gerektirmiştir."
Bununla birlikte, çocuğun beyanı her durumda tek başına belirleyici değildir. Aile hukukunda mahkemenin görevi yalnızca tarafların veya çocuğun iradesini tespit etmek değil, aynı zamanda çocuğun uzun vadeli yararını gözeten bir denge kurmaktır. Bu nedenle bazı durumlarda mahkemeler, çocuğun beyanına rağmen farklı bir değerlendirme yapabilir. Özellikle ebeveyn ile çocuk arasındaki bağın zayıflaması, uzun süredir görüşme gerçekleşmemiş olması veya uzman raporlarında yatılı ilişkinin çocuğun gelişimi açısından yararlı olacağı yönünde güçlü değerlendirmeler bulunması gibi durumlarda mahkeme yatılı kişisel ilişki kurulmasına karar verebilir. Yargıtay’ın bazı kararlarında bu tür değerlendirmelerin hukuka uygun bulunduğu görülmektedir.
Diğer taraftan yüksek yargı, bazı durumlarda yatılı kişisel ilişkinin kurulmasının çocuğun gelişimi açısından sakıncalı olabileceğini de kabul etmektedir. Çocuğun ebeveyne karşı korku veya güvensizlik duyması, uzun süre görüşme gerçekleşmemiş olması ya da uzman raporlarında çocuğun psikolojik olarak bu ilişki biçimine hazır olmadığının belirtilmesi gibi durumlarda yatılı görüşmenin sınırlandırılması veya kaldırılması mümkün olabilmektedir. Bu tür kararlar da yine çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak kişisel ilişki davalarında tek bir standart çözümden söz etmek mümkün değildir. Çocuğun görüşleri, uzman raporları, ebeveynler arasındaki ilişki ve somut olayın özellikleri birlikte değerlendirilir. Ancak genel eğilim, idrak çağındaki çocuğun açık ve istikrarlı beyanının dikkate alınması yönündedir. Bu nedenle çocuğun yatılı görüşmeye karşı açık bir irade ortaya koyduğu durumlarda mahkemelerin çoğu zaman kişisel ilişkiyi yatısız şekilde düzenlediği görülmektedir.
Her somut olayda nihai karar, çocuğun bireysel ihtiyaçları ve gelişimi dikkate alınarak verilir. Bu nedenle velayet ve kişisel ilişki davalarında asıl belirleyici olan unsur, ebeveynlerin taleplerinden ziyade çocuğun fiziksel, duygusal ve sosyal gelişimini en iyi şekilde koruyacak çözümün bulunmasıdır.
Av. Enes ÇETİNKAYA



Yorumlar